LAİKLİK VE CEMEVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

LAİKLİK VE CEMEVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI
22 Şubat 2022 tarihinde eklendi, 704 kez okundu.
Sosyal Medyada Bizi Paylaşın

22.2.2022 basınaçklması

BASIN AÇIKLAMASI

Bilindiği üzere ülkemizde bazı kesimler tarafından inanç açısından makbul vatandaşlık Sunni olarak kabul edilip Aleviliğin Müslümanlığın dışında bırakılmasından dolayı cemevleri ibadethane olarak kabul edilmemektedir. Hatta devletin din adamlarınca bu durum inançta kırmızıçizgi olarak nitelendirilmektedir.

Devlet tarafından Cumhurbaşkanı tarafından bile Alevi ve Cemevleri söz olarak telaffuz edilirken yasal mevzuat açısından Alevilerin ve Bektaşi topluluğun ibadet yerleri olan cemevleri yok sayılmaktadır.

Ülkemizde Alevi ve Bektaşilerin inançları ibadet olarak kabul edilmeyip Sunni inanç esaslarına tabi olmaya zorlanmaktadır. İktidar tarafından her ne kadar Alevi çalıştayları yapılarak sorunlara çözüm bulunacağı söylense de söylemden öteye gidilmemiştir.

Şu bilinmelidir ki Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Bu durum yüzyıllardır tüm baskılara rağmen değişmemiş olup inancımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Biz Aleviler eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz. Hükümetler tarafından Cemevlerine ibadethane dememek için, kültür merkezi ve konut gibi hatta faturalarda ticarethane denmesi gibi statüler belirlenmesini tanımıyoruz.

Anayasa’nın laiklik ve eşitlik ilkesi gereği,  “14.03.2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu´nun Geçici 6. maddesinin 3. fıkrasında,  , ‘… toplumun ibadetine açılmış ve ücretsiz girilen ibadethanelere ilişkin aydınlatma giderleri Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.´  ifadesindeki ibadethane sözcüğünün, Türkiye’de yaşayan farklı din, mezhep ve inanç grubundan her vatandaşın özgürce ibadetini gerçekleştirebileceği yer olarak tanımlandığı düşünülmelidir. Ayrıca tek tek ibadethanelerin sayılmaması da bu düşüncenin bir göstergesidir.

cami, kilise ve sinagogların aydınlatma giderleri, Diyanet Bütçesi Başkanlığı bütçesine konan ödenekten karşılanmakta olmasına karşın, cem evleri uygulamada bu kapsamdan yararlanamamaktadır.  Bu uygulama eksikliği de bizlerin ibadet yeri olan Cemevlerinin resmi olarak ibadethane olarak kabul edilmediğinin göstergesi olup, Anayasa’nın laiklik ve eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır.

Diğer taraftan ülkemizde son zamanlarda laiklik karşıtı girişimler devam etmektedir. Öyle ki;

Eşit Yurttaşlık Temelinde Özgür Bir Toplum İçin Demokratik, Laik, Bilimsel Eğitim İstiyoruz!

Ekonomi krizde. Siyaset krizde. Memleket krizde. Eğitimde, sağlıkta, hukukta çöküş var. Emekçi halk her geçen gün yoksullaşıyor. Geçinemeyen milyonlar, ekmek, adalet ve özgürlük istiyor.

iktidarlar, sorumlusu olduğu siyasal ve ekonomik krizin bedelini topluma fatura ediyor. Her geçen gün daha da derinleşen krizler cenderesinden çıkış için, bu gidişata hayır diyen milyonlara, toplumun tüm kesimlerine karşı zam, zulüm, baskı, şiddet politikalarıyla, güç göstererek, tehdit ederek, zor kullanarak daha fazla iktidarda kalmaya, baskıcı bir rejimi tahkim etmeye çalışıyor.

İşçi ve emekçiler hakları gasp edilip güvencesizleştiriliyor. İnsanlarımız donarak ölüyor, Enes Kara gibi gençlerimiz intihara itiliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede geri çekilerek kadına yönelik erkek şiddetinin önü açılıyor, kadınlar her gün kadın cinayetleriyle yaşamdan koparılıyor, çocuklar istismara maruz bırakılıyor. Göçmen ve mülteciler ırkçılık, milliyetçilik ve şovenizm körüklenerek hedef gösteriliyor. Doğamız talan ediliyor.

Öyle ki, Alevilerin bu ülkede maruz kaldığı zulmün fotoğrafı misali; devlet temsilcileri inançların kutsalına saldırarak, silahla fotoğraf vermekten geri durmuyor.

Yönetim erkleri dini istismar edilerek siyasal İslam ve muhafazakarlaşma politikalarıyla toplumu kendi siyasal çıkarlarına göre dizayn etmeye çalışıyor. Halkları birbirine kırdırarak, inançları düşmanlaştırarak tüm topluma karşı savaş açarak; işlenen suçlar meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın!

Eğitimin amacı bireyin kendi yeteneklerini keşfedip bunu geliştirmesini sağlamaktır. Düşünmeyi, sorgulamayı öğretmek, kendine güvenen bireyler yetiştirmektir.

Ancak, eğitim kurumu tamamen tarikatlara, cemaatlere, Diyanet İşleri Başkanlığı’na teslim edilmiş durumda. Eğitim kurumları, muhafazakarlaşma ve gericileştirme politikalarıyla, dindar ve kindar bir nesil yetiştirmenin merkezi haline getiriliyor.

12 Eylül dönemi ile başlayan din dersi dayatmasına, 4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte zorunlu din dersleri eklendi. Birçok okul imam hatip okullarına dönüştürüldü. Bardağı taşıran son damla ise 20. Milli Eğitim Şura’sının zorunlu din derslerini ana sınıflarına kadar indiren tavsiye kararı oldu. Biliyoruz ki, bu karara dur demez isek, bu karar tavsiye kararı olarak kalmayacak, ilk fırsatta hayata geçirilecek ve devamı getirilecektir.

4-6 yaş çocuğuna din dersi vermek, somut düşünme aşamasında olan çocuğun dünyasını soyut kavramlar ile alt üst etmektir ve insan haklarına aykırıdır. Bu tavsiye kararı, 4-6 yaş çocuğunun gelişim düzeyine, Evrensel Çocuk Hakları’na uygun olmadığı gibi laikliğe de aykırıdır. Çocuklar kimsenin siyasi malzemesi değildir. Çocuklar bu toplumun özneleridir.

Devletin görevi çocuklara bir dini empoze etmek değil, bütün inançlara eşit mesafede durarak din ve inanç özgürlüğünü sağlamak, eşit yurttaşlık ilkesini kayıtsız şartsız uygulamaktır.

Tekçi, ayrımcı, dayatmacı uygulama ve politikalar, toplumsal barışı, halkların bir arada yaşamasını zorlaştırır. Tekçilik zoru, zorbalığı ve ayrımcılığı getirir.

Eğitim sisteminin dinselleştirilmesi sadece Alevilerin sorunu değil, bu ülkede inanan, inanmayan, farklı inançlardan olan her kesimin sorunudur.

Millî Eğitim Şûrası Kararını Geri Çektireceğiz!

  1. Milli Eğitim Şurası’nda alınan okul öncesi din eğitimi tavsiye kararı, toplumu siyasal İslam ideolojisinin çıkarları doğrultusunda şekillendirme projesidir. Bu toplumsal yıkım projesi derhal geri çekilmelidir.

Tekçi, inkârcı, asimilasyoncu, cinsiyetçi eğitime karşı çocukların birer özne kabul edildiği, çocuk haklarının korunduğu, herkesin erişebildiği, her çocuk için eşit koşullarda bilimsel, laik, anadilinde ve kamusal eğitimin bütün koşulları bir an önce hazırlanmalıdır.

Laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değil, insan onurunu, tüm hak ve özgürlükleri korumanın, çoğulcu demokrasinin ön koşuludur.

Gücümüz birliğimizde:

Demokratik, özgürlükçü, halkçı, laik bir eğitim ve ülkeyi kurmak için bu yıkım kararını hep birlikte durduracağız!

Demokrasi ve Laiklik için, 27 Şubatta ULUS MEYDANIN’DA saat 15.00de gerçekleştireceğimiz buluşmaya demokrasiden, emekten, özgür ve eşit yurttaşlıktan yana olan cümle Can’ları davet ediyoruz.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git